KATEGORİLER

Barış ne gururlu kelime!

Türkiye, yeni bir çözüm sürecine girdi. Bu yeni süreç, eskisinden kaynaklı, geniş toplum kitlelerinde endişe uyandırıyor ancak şuna parantez açmak lazım: Gelecek, Y kuşağının hatalarını sırtında taşımak zorunda değil.

Siyasi her paradigma, en üstten en altta tüm topluma sorumluluk yükler. Bu sorumluluğu en tepedekiler en yoğun şekilde taşırken vatandaşlara “Hiç iş düşmüyor” görüşü sağlıklı değildir. Eski çözüm sürecini eskiler bu nedenle tartmalı ve özeleştirisini vermeli ve şimdi geleceğe bakmalıyız. Nasıl mı?

ASLINDA BU BENİM İŞİM DEĞİL…

Yeni sürecin, yani “terörsüz Türkiye’nin” doğruları ve yanlışlarını aydınlatmak bizim işimiz değil, faal iktidarın görevi ancak burada faal iktidarın mevcudiyetini es geçmeyelim.

Türkiye’de ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı hapiste ve bir sonraki seçime girmesinin -diploması iptal olduğu için- şu anlık ‘ihtimali yok’

Böyle bir durumda, ki tüm bağımsız endeksler bunu destekleyecektir, bu iktidardan demokrasi bekleyemeyiz hatta CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 31 Mart’tan sonra dile getirdiği “normalleşme” adı altında bir demokrasi pazarlığına da giremeyiz.

Yargı bağımsızlığı şüpheli, medya bağımsızlığı yok, devlet imkanları iktidar lehine kullanılıyor, şeffaflık yok, devlet erkinde güçler ayrılığı yok, yok yok… Yani Türkiye’nin aktif, karar verici tek muhalif yapısı MHP. Bu istesek de istemesek de öyle ve bunun faili bu koca genç insanlık değil, ilk çözüm sürecinin mensupları yani eskiye dayanan bir konjonktür ürünü.

Böyle bir durumda, “terörsüz Türkiye’nin” mimarı da MHP olması tesadüf değil aslında. AKP-MHP iş ayrımını elbet pas geçemeyiz ancak sunu bu ve biz bu sunuya tıkalı kalmış durumdayız, “Yok yok’lar” bizi buna götürüyor.

Yeni rejimin muhalif gücü MHP’nin attığı bu “barış” adımına sahip çıkmak için barışın tersinin kuvvetine de bir göz atılmalı. Ve bu noktada bir anekdot geçmek istiyorum:

“Bir yüksek lisans dersimde, konumuz Suriyeliler, hocam bana görüşümü sordu, ve benim verdiğim yanıt şu oldu:

‘Elbet sorunlar var ancak karşı fikir, yani sonucu ırkçılığa varacak olan bir suç zinciri, çok güçlü, çok tehlikeli. O nedenle azınlık ve yabancı gruplara ben hep pozitif yaklaşıyorum'”

Bu perspektif barış-savaş zıtlığında da geçerli.

SAVAŞTAN KORKTUĞUMUZ KADAR BARIŞTAN KORKMAMALIYIZ

Süreç boyunca eleştirileri okurken aklıma hep bu sözcük geldi. Savaştan hepimiz korkuyoruz, evet, ancak barıştan savaş kadar korkmamalıyız. Bu muhakkak işin boyutuna ters.

Ve bu sürecin tek taraflı olmadığını unutmamak, azınlığa yine bir kulak vermek gerekiyor.

Ankara’ya güvenmiyorsak, Diyarbakır’a güvenebiliriz.

Yani AKP-MHP ittifakına güvenmemek, günün siyasi zemininde en beklenen hareket. Ancak daha düne kadar her türlü eylemsel ve seçim sürecinde muhalefete, demokrasiye destek olmuş, bu nedenle belediyelerine kayyum atanmış, siyasetçileri hapis yatmış ve hala yatan bir siyasi yapıya yani Kürtlere güvenmemiz gerekmez mi?

DEM’in söylediği bir Anayasa sözcüğü “bizi” 100 kez irrite ederken aynı masaya oturmalarına rağmen iktidara CHP’li belediyelere yönelik operasyona ses yükseltmesi neden bir ezberden ibaret görülüyor. Kürt siyaseti buna mecbur mu?

Bu etki gücü, günümüz medyasının bir sonucu ancak buna girmenin şu anlık faydası yok.

HER ŞEY AHMET ÖZER’LE BAŞLAMIŞTI, YİNE ÖYLE OLUR MU?

MHP lideri Bahçeli’nin bir sözü ile başlayan bu süreç 1 yıl geçmeden PKK’ye silah bıraktırma töreni düzenletebildi.

Çünkü barış bu topraklarda bir sebep değil, sonuç. Bu Bahçeli demeseydi de bir beklenti idi, hep öyle olacaktı. Orta Doğu’daki yeni oluşumlar buna zemin hazırladı ve harekete geçildi.

CHP’li belediyelere yönelik saçma ve haksız baskılar, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ile başladı.

Aynı Özer, Kürt siyasetçilerin “Bu süreç aynı zamanda demokratik sonuçlar barındırıyor” sözlerinin destekleyicisi olarak, Kent Uzlaşısı soruşturmasından tahliye edildi.

Ki CHP’ye yönelik operasyonlardan, kaldığı süre boyunca en mağdur olan Özer, “Benim özgürlüğüm barışın sağlanmasının yanında nedir ki?” diyebildi.

O yüzden kötüyü erken çağırmamak, kötünün sesinin yüksek çıktığının farkında olmak ve barışı korumamız gerekiyor. Çünkü barış ne onurlu ne gururlu ne güçlü bir kelime, umut ediyorum ki hiçbir Türkiye insanın ağzında garip durmasın.

Emin Şanlı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

İletişim

Adres: İstanbul, Türkiye
Email: info@nedengeldik.com

Son Haberler

© 2025 Neden Geldik. Tüm hakları saklıdır.